Yazarlarımız

 

 

 

MGS Fakültesi mezuniyet günü

MGS Fakültesi mezuniyet günü

Güzel Sanatlar Fakültesinden mezun olmak ve ülkemizde görsel sanatlar…

 

 

 

 Kutlu Nişancı

Marmara Güzel Sanatlar Fakültesi bu yıl 229 mezun verdi.

Türkiye’de tüm üniversitelerde bulunan güzel sanatlar fakültelerinden ise binlerce genç mezun oldu.

Üniversite mezunu olmak sevindirici fakat madalyonun diğer yüzü ise hüzün veriyor.

Örneğin seramik bölümlerinden mezun olanlar için iş sahası yok denecek kadar az. Bu bölümden mezun olanlar başka işler yapmak veya kendi atölyelerini kurmak durumunda. Atölye kurmak sermaye ister …

MGSF Seramik 2cisi

MGSF Seramik 2cisi

Tekstil bölümünden mezun olanlar için şans daha fazla fakat bedense tekstilcilerimiz üniversite mezunları yerine hala alaylı eleman çalıştırmak, Batı’dan kopya modelleri piyasaya sürmek yolunda çaba veriyorlar.

Örneğin İstanbul’da dev binalar yapılıyor, milyon dolarlara daireler alınıyor fakat sanat eserlerine para harcanmıyor.

Hala Çin’den getirilen poster değerindeki resimlere para yatırıyor çoğu iş adamı.

Otellerimiz var yabancıları kıskandıran fakat otellerimizde  Türk sanatçılarının eserleri yok denecek kadar az. Ucuz Çin resimleri tercih ediliyor.

MGSF Seramik diploma  1cisi Duygu Doğan

MGSF Seramik diploma 1cisi Duygu Doğan

İstanbul belediyesi  inşaatlarında bu konuda duyarlı fakat belediyede sanat alanında hassas ve duyarlı mimarların artık sanat eseri seçiminde şansları yok. Sanat eserlerini sanatla ilgisi olmayan idareciler  seçebilmek için, mimarları ile yarışıyor.

Sayın Topbaş mimar olduğu ve sanata karşı hassas davrandığı halde, neden bu durumu değerlendirerek, sanata duyarlı mimarlarıyla konuşmuyor anlayamıyoruz…

2010 yılında İstanbul Avrupa Kültür Başkenti. Metro istasyonlarında bulunan çağdaş sanat eserlerimiz ise  saymaya kalksak sadece  bir elin parmaklarını geçmiyor. Metro istasyonlarında yeterince çini işler bulunduğu halde hala çini eserleri koymak adına verilen çaba, kültür başkentine pek yakışmıyor.

Sanat farklı ve göreceli değerlendirilmesi gereken bir alandır. Sanatı ancak sanatın uzmanları değerlendirebilir.  İnşaat eğitimi almakla sanatın değerlendirilmeyeceğini bilmek ve işi mimarlara bırakmak gerektiğini, sayın Topbaş’ın idarecilerine hatırlatması gerektiği görüşündeyiz.

MGSF Tekstil bölümü diploma işlerinden

MGSF Tekstil bölümü diploma işlerinden

Turizm bakanlığının otelleri sanat eserleri konusunda da değerlendirmesi gerektiğini hatırlatmak isteriz. Bir otele 5-7 yıldız veriliyorsa, o otellerin sanata ne kadar yatırım yaptıklarını da sorgulamak gerekir.

Dev binalara izin veriliyor fakat binalarda sanat eserleri yok denecek kadar az. Peki ülkemizin sanatçıları  nasıl kendi alanlarında başarılı olacaklardır ki? İşsizler ordusuna, sanatçıları da kattığımız zaman, beyin göçünün kaçınılmaz olduğu da karşımıza çıkıyor.

Bu yüzden yurt dışında yaşayan sanatçılarımızın sayısı bir hayli fazla ve önemli eserler üretebiliyorlar.

Ülkemizde sanatı ellerinde tutan köşe başlarına yerleşmiş sözde uzmanları da sanatçılara verdikleri zarar açısından hesaplarsak, ülkemizde görsel sanatlar alanında da, bir karmaşanın olduğunu ve  çeteleşmenin gündeme geldiğini söyleyebiliriz.

MGSF öğrenci işlerinden

MGSF öğrenci işlerinden

Müze kurmuşuz, müze tek bir kişinin elinin altında ve o kişinin kararlarıyla yürüyor. Peki bu kişi ne kadar sanatın uzmanı? Ne yapmış da ülkemiz sanatı adına kararlar veriyor?

Galerilerimiz  belli koleksiyoncuları ellerinde tutabilmek adına bir çaba içinde ve kim ne kaçırırsa ona bakıyor.

Sanat dergileri özveriyle yayınlanıyor ve reklam desteği yok. Mahalli gazeteler bile resmi ilanlar vasıtasıyla devlet tarafından korunurken, sanat dergileri sahipsiz, desteksiz olarak yayıncılarına hacizler getirebiliyor…

İstanbul 2010 vakfı televizyonlara trilyonluk reklamlar verirken sanat dergileri bundan neden nasibini alamıyor, bunu sorgulayan yok…

MGSF öğrenci işlerinden

MGSF öğrenci işlerinden

Sanatçılar arasında ayrım yapılıyor ve bu ayırımı körükleyenler de sözde sanatımızı yükseltme adına çaba verdiklerini söyleyenler…

Atölyelerinin kirasını ödeyemedikleri için sokakta kalan ressamlar kimsenin umurunda değil.

Öte yandan dağdaki teröristlere bile gelin  düğününüzü yapalım, işinizi açalım denilebiliyor…

Borsada spekülasyon yapmak  yapanları hapse kadar götürürken, görsel sanatlardaki spekülasyonları bilmeyen yok ve bu suç sayılmıyor…

Devlet sanat yarışmaları yapacağına, insanlarımız televizyonlardaki magazin yarışmalara kilitleniyor. Arabesk bir toplum olma yolunda yoğun çabalar veriliyor ve sanki sanatçı, sadece sahneye çıkanlar…

Fransa’da  9 ay sürecek bir Türk sanat etkinlikleri düzenleniyor ve devlet de destek veriyor fakat sanatçıların bundan haberi yok. Etkinliklerin başladığı gün Fransa’dan Türkiye’nin AB’ye girmemesi adına sesler yükseliyor. Oysa etkinlikler AB’ye girmemiz adına yapılıyor sözde…

MGSF öğrenci işlerinden

MGSF öğrenci işlerinden

Fransa’yı ayağa kaldırabilecek sanatçılarımız var nedense onlar dikkate alınmıyor…

Sanki Devletin mal deniz misali, körler sağırlar birbirini ağırlıyor.

Altı aydan beri bu konularda araştırma yapıyorum ve zaman zaman  önemli açılardan yazarak, gerekli yerlerin uyarılması adına OlayHaber olarak çaba vereceğiz.

 

_________________________________________________________________

GazetePortt.com   http://209.85.129.132/search?q=cache:UwWkaCqdubgJ:arsiv.gazeteport.com.tr/NEWS/GP_018464+k%C3%BCrat%C3%B6r+kavram%C4%B1&cd=7&hl=tr&ct=clnk&lr=lang_tr&ie=UTF-8&inlang=tr

İstanbul Modern küratörlerine eleştiri

25.05.2007 – 09:07

 Özge YILMAZ / İSTANBUL 

Uluslararası Plastik sanatlar Derneği (UPSD)’nin Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Acıbadem Kampüsü’nde 23 ve 24 Mayıs tarihlerinde düzenlediği “Türk Sanatı Neye” isimli sempozyum sona erdi.

  İlgili Haberler

 Hüsamettin Koçan, Tomur Atagök, Devrim Erbil, Ferit Özşen, Yusuf Taktak, Semra Germaner Bedri Baykam, Ataol Behramoğlu, Orhan Taylan, Metin Erksan, Gülseli İnal, Ahu Antmen, Ekrem Kahraman, Fulya Erdemci, Mehmet Aksoy, Uğur Tanyeli, Zeynep Yasa Yaman gibi isimler iki gün boyunca “İktidarlar, müzeler, özel kurumlar, küratörler, sansür” gibi konuları tartıştılar.

Perşembe sabahı Gülseli İnal, Ahu Antmen, Feyyaz Yaman ve Ekrem Kahraman’ın katılımıyla gerçekleştirilen toplantıya, İstanbul Modern adına katılması beklenen yetkili, sergi hazırlıkları nedeniyle katılamadı.

*Toplantıda, moderatör Gülseli İnal, Medici ailesini tarihin ilk küratörleri olarak gördüğünü belirtti ve Avrupa’da Türkiye’ye oranla çok daha fazla sayıda küratör olduğunu söyledi. İnal, batıda sanatçıyı yönetmeden küratörlük yapıldığını, sanatçının küratöre değil, küratörün sanatçıya tabii olduğunu belirtti ve “İstanbul Modern’deki zümre, kendi egolarına yenik düşmüş, sanatçılara yaptırım uygulamaya çalışan insanlar” dedi.

*Küratörlük kavramının tartışılması ile Yrd. Doç. Ahu Antmen, belirli ilişkiler ağıyla hareket edildiğini, ve bir kurumda çalışmaya başlayan küratörün, ilişkilerini çalıştığı kuruma da taşıdığını belirtti. Bu durumla ilgili olarak Aksanat örneğini veren Antmen, bir sezon boyunca 4-5 sanatçının işlerinin sergilendiğini söyledi.

*Antmen, Türkiye’de çok az sayıda küratör olduğunu ve bu küratörlerin de birden fazla kurumda çalıştığını, bu durumun da bir tekelleşmeye yol açtığını belirtti ve bu durumun çok sayıda farklı sanatçı ile çalışılarak bertaraf edilebileceğini de ekledi

*Sanatçı, Ekrem Kahraman İdeal bir küratör kavramının olmasının mümkün olmadığını, küratörlerin iyi ya da kötü olmalarının ayrı bir tartışma konusu olduğunu belirtti ve, “hepsi küreselleşme yolunda birer enstrüman” dedi. Kahraman’a göre bağımsız küratör olmazsa bağımsız sanatçı da olamaz.

*Kahraman’ın “genç sanatçılar bir galericinin peşinden koşmaktansa inşaat işçiliği yapıp, kalan zamanlarında da atölyelerinde resimlerini yapmalı” tavsiyesinin ardından izleyicilerin arasında bulunan koleksiyoner Muammer Kırdök gençleri yanlış yönlendiriyorsunuz diyerek tepki gösterdi.Ekrem Kahraman, bir sanatçı inşaat işçiliği yapamaz diyen Kırdök’ü,“Ben 3 yıl yaptım” diyerek yanıtladı.

*Sempozyuma Karşı Sanat adına katılan ise Feyyaz Yaman ise Sakıp Sabancı Müzesi’ndeki “Cengiz Han ve Mirasçıları Büyük Moğol İmparatorluğu” sergisini örnek vererek bir takım sergilerin küratörsüz gerçekleştirilemeyeceğinin söyledi ve küratörlüğü, rahatsızlık duyduğumuz şekilde yükselten altyapının ne olduğunu sorgulamak gerektiğinin altını çizdi. Yaman, Neo Liberal politikalar ve devamı kültür politikalarının yapı bozuma uğrattığı Türkiye’de, bilim ve sanatı piyasa ekonomisine tabii hale getirilmeye çalışıldığını belirtti ve özellikle 80 darbesinden sonra aydın insan dışlanmıştır dedi.___________________________________________________________________

Küratör olmak ya da olmamak

Burcu Güldemet (Gürsel)

Bir sanat izleyicisi olarak son zamanlarda aklımı en çok karıştıran olgu, küratörlük olgusu. Küratör kimdir? Ne yapar? Ne yapmalıdır? Galericilerden ne farkı vardır? Sanatçının özgürlüğünü kısıtlamakta mıdır? Yoksa sanatçının işini mi kolaylaştırmaktadır? gibi sorular etrafında dönüp duruyorum uzun zamandır. İşin garibi, bu konu uzunca bir süredir tartışılagelse de, araştırmaya başladığımda ortak, üzerinde-en azından belli bir kesimin- anlaşmış olduğu bir cevaba hala ulaşılamamış olduğunu gördüm.

Öğrendiğim ilk şeylerden biri “küratör” kavramının sanat alanında hiç de yeni olmadığıydı. ‘Küratör‘ kelimesinin Latince ‘toplamak’ anlamına gelen ‘curate’ ve özen göstermek, titizlikle uygulamak anlamına gelen ‘curare’ sözcüklerinden geldiği söyleniyor. İngilizce’de ise iki anlamı var: ‘müdür’ ve ‘vasi’. Batıda uzun zamandır uygulanageldiği biçimi de bu doğrultuda ‘müzelerin yönetim kadrosunda yer alan, sanat yapıtlarından sorumlu olan, yapıtların getirilip götürülmesini, başka müzelerle ilişki kurulmasını, değiş tokuş yapılmasını,sergi açılmasını sağlayan kişi’ şeklinde olmuş. Bizdeki karşılığı ‘kayyum’. Küratörlerin bu işlev ve görevlerinden “sergileme” dışındakiler pek de değişmemiş. Hala küratörler yapıt topluyorlar, korumaya çalışıyorlar. “Sergileme” işlevi ise zaman içinde çokça anlam ve biçim değişikliğine uğramış görünüyor. Ticaretin yoğun baskısı üzerine müzeler, kültür merkezleri, sanatevleri belli kavramlar çerçevesinde daha çok izleyici çekmeye yönelik büyük, gösterişli sergiler düzenlemeye başlamamış. Bizim sanat ortamımızda küratörlük kurumunun geçmişi henüz kısa olsa da, belli küratörlerin tema ne olursa olsun belli sanatçılarla çalıştığını gözlemlemek mümkün. İsim olmuş belli sanatçıların veya dönemlerin sergilerinde küratörlerin isimlerinin ön plana çıkmadığı görüyoruz. Bu sergilerde küratör olmadığı anlamına gelmiyor tabii ki. Burada bence küratör kavramının olması gereken hali ile karşılaşıyoruz: Küratör, ciddi bir sanat tarihi çalışması çerçevesinde bir sanatçının hiç bilinmeyen yapıtlarını bulup çıkarıyor, hangi yapıtlarını hangi esinle yaptıklarına dair ipuçları bulabiliyor, dönemin diğer görsel verileriyle bağlantı kurabiliyor. İzleyicinin kaybolmaması aksine belli bir düzen içerisinde çıktığı görsel yolculuktan maksimum keyifi alabilmesi için sergiyi düzenlerken ve kurarken bir sanatçı gözüyle ve mimarca bir mekan algılayışıyla hareket ediyor.

Bugün dönüp geçmişe baktığımızda, belli dönemlerde belli sanatçıları hangi etkenlerin yönlendirdiğini, yaratıcılıklarının itici kuvvetlerini görebilmemiz, düşünme biçimlerinin oluşum süreci hakkında fikir yürütmemiz kolay. Güç olan bugün içinden bugünü görüp anlayabilmek. İşte küratör, içinde bulunduğu çağa ait sorunları, dinamikleri görüp kavrayabilen ve sanatçı ile toplum arasında bir köprü görevini gören kişidir. Araştırmaya biraz daha devam ettiğimizde görüyoruz ki günümüzde “küratör” pratikte olan olması gerekenden oldukça farklılaşmaya başlamış. Daha önce bahsettiğim ticari baskının da doğal bir sonucu olarak bazı küratörlerin isimleri santçının önüne geçmeye başlamış.Küratörler belirledikleri kavramlar üzerine belili sanatçılardan çeşitli işler sipariş eder duruma gelmişler. Tam bu noktada küratör kavramının geçirdiği bu değişikliğe karşı çıkan Ressam Bedri Baykam, AKM’de düzenlediği “Küratoryal Şizofreni” başlıklı sergisinin açılışına da sanatçıyı temsil eden 30 koyun getirerek çağdaş sanattaki küratörlük sistemini eleştirmişti. Bedri Baykam küratörlerin iktidar sarhoşluğu içinde tarih kalpazanlığına soyunduğunu savunarak “İşlerini olması gerektiği gibi değil, Çıkarlarına nasıl uyuyorsa öyle yapıyorlar. Sergilerin denetimini ele aldılar. Herkes benimle iyi geçinmeli, bu musluğun başında ben varım iddiasındalar. Gerekli eğitim ve donanıma sahip değiller. Yurtdışında bu işin eğitimini alanlar görev yapıyor. Ancak Türkiye’de bu işi hakkıyla yapan insan çok az. Sanatçı yoksa küratörün kendisi de yoktur, mesleği de… sanatın üstüne geçemez küratör. Bizde Batı’daki gibi yüzlerce müze, yüzlerce önemli galeri, çok alternatif yok. Çeşitli kurumların açtıkları belirli sanat merkezleri var. Onlar da bazı küratörlerin kontrolüne geçtiği anada sanatçının yaratıcılığı, sipariş eden başka bir insanın yarattığı duvarla karşı karşıya kalıyor” diyor.

Tüm bunlardan sonra bana ortada bir tür ‘şov büzınıs’ durumu varmış gibi geliyor. Bu bağlamda da amaç bu şovu daha çekici kılmak, kitleleri şaşırtarak izleyici sayısında artış sağlamak sanırım. Yine de umutsuz değilim. En amansız eleştiyi ‘zamanın’ yapacağını düşünüyorum. Bu sürede bizlere düşen de eleştirinin yanında işlerini doğru yapanları da taktir etmek ve ön plana çıkarmak. Olmasını istediğimiz bir sisteme ulaşmanın yolu sistemin aktörlerini doğru seçecek, doğru yönlendirecek elemanların farkına varıp, onları desteklemekten geçiyor.

Burcu Güldemet (Gürsel)

Yazarlarımız” üzerine 2 yorum

  1. Ülkemde her sektör aynı durumda. Müze sadece aile müzesi gibi Türk sanatını temsil etmiyor, eş dost uğraşıda görsün hesabı. Küratörler ünvanlarını kendi kendilerine vermişler. Aslında bizim bakkal Fahri de iyi küratör dükkanını nasıl düzenlediğini görmeniz lazım:). Eline bir bilgi sayar geçiren sanat yazarı kesilmiş. Evlerindeki konken partilerinden bıkan bazı larına eşleri galeri açmış dostlar alışverişte görsün hesabı. Sanat dergileri birilerinin güdümüyle kişisel çıkarlara dayalı yayınlar yapıyor. Müzayedeler ne yaptığını biliyormu acaba? Spekülasyon başından beri var ve artık hukuk bu konunun üzerine gitmelidir. Devlet desteğini köşe başlarını tutmuş olanlar alıyor ve istediklerine kullandırıyorlar. Eczacıbaşı’nın benim fikrime göre olan bitenden haberi olsa gereğini yapar. Birilerinin bu yazıyı kendisine ulaştırması gerekiyor. Artık koleksiyonuma kendi kararımla eser ekliyorum danışmanıma yol verdim.

  2. İstanbul Modern’e zaten iddialı bir müze değilki. Ülkemde müze olduğunu AB görsün diye hikayeden açıldı. İddialı bir çağdaş, güncel müzede kopya işlere hele de 20’li yaşlarda sanatın başındaki isimlere yer verilmez. Sanırım müzede spekülasyona karıştırılmış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s